Oca 14, 2012 yorum yaz
Twitter.

Sinan Taşgetiren’in, soğuk bir kış gecesinde açtığı, kendisine ait Twitter sayfası. Göz alıcı tasarımları paylaşmayı düşünüyor. Buyrun: http://twitter.com/SinanTasgetiren
Oca 14, 2012 yorum yaz

Sinan Taşgetiren’in, soğuk bir kış gecesinde açtığı, kendisine ait Twitter sayfası. Göz alıcı tasarımları paylaşmayı düşünüyor. Buyrun: http://twitter.com/SinanTasgetiren
Oca 8, 2012 yorum yaz

FontShop, eğlenceli bir sınıflandırmayla 2011′in öne çıkan yazı karakterlerini seçmiş. Buyrun: http://www.fontshop.com/blog/newsletters/dec2011c/
Oca 7, 2012 yorum yaz

Bir Tumblr kullanıcısı yaratıcılığı sürdürmenin kendince 29 yolunu listelemiş. Daha önce bin tanesini gördüğümüz, birbirinin kopyası telkinler… Japon TO-FU ajansı da bu 29 maddelik listeyi hareketli grafikler şeklinde bir video hazırlayarak insanlığın hizmetine sunmuş. Öncelikle her ikisine de teşekkürler. Ama banyoda şarkı söylemek nedir yani? Kahve içmek şart mı? Neden 29? Güzel bir video olmuş, şu adresten izleyebilirsiniz: http://vimeo.com/24302498
Tumblr: http://paulzii.tumblr.com/post/3360025995
Ara 28, 2011 yorum yaz



Alman grafik tasarım dergisi Novum, 11/11 tarihli sayısında, daha önce görmediğimiz türden bir kapak tasarımıyla çıktı. Biçim değiştirebilen ve katlanabilir bu kapak sayesinde bir kere daha gördük ki, yaratıcı zeka sınırlar içine hapis olmuyor. Fikir ve çalışma Paperlux ajansından Carolin Rauen ve Max Kuehne’e ait. Tasarımda esinlenme çok önemlidir. İkilinin, Amerikalı mimar ve daha 10 parmağında 10 marifet olan Buckminster Fuller’in geodezik kubbe fikrinden ilham alarak yaptıkları bu renkli ve modern çalışma, disiplinler arası etkileşimin de başarılı bir örneği sayılabilir. Demek istediğim, grafik tasarımcı iseniz, sıradışı bir tasarıma imza atmak için yalnızca basılı materyalleri veya internetteki grafik tasarım sitelerini takip ederek beslenmeniz yeterli olmayabilir. Mimari, endüstriyel ürünler ve moda tasarımlarını incelemek, bir tasarım konsepti yaratmanızda ilham kaynağı olacaktır. Bilhassa mimari…
Kapak üzerinde farklı renklerdeki bu üçgenlerin oluşturduğu görüntü, dikeyde simetrik olmaktan öte bir anlam taşımıyor galiba. Yine de sonuç olağanüstü. Novum’un bu kapak çalışmasının nasıl gelişip sonuca ulaştığını anlatan bir video var. Yalnızca 4 dakika. İzlemenizi tavsiye ediyorum. İşte bu adreste: http://www.behance.net/gallery/NOVUM-1111-Making-of-cover/2280270


Eki 24, 2011 yorum yaz

FOTOĞRAF: ZAMAN / KÜRŞAT BAYHAN
Van’da 7,2 şiddetinde bir deprem yaşandı. Çok acı bir doğal afet. Ulusal basının bu afeti nasıl gördüğüne bakacağız. Hemen hepsi birinci sayfalarını tamamen depreme ayırmış, büyük puntolu başlıklar, siyah zeminler vs. Ancak göze çarpan asıl şey şu: çoğu gazete haberi aynı 2 fotoğrafla vermiş. Birinci fotoğraf, enkazın altından kurtarılan kadınlar (Anadolu Ajansı / Ali İhsan Öztürk)… İkinci fotoğraf ise bize sırtını dönmüş halde ellerini ensesinde birleştirerek yıkıntıya bakan çaresiz adamının fotoğrafı (Anadolu Ajansı / Abdurrahman Antakyalı)… Böyle zamanlarda yaşanan dramı kelimelerle anlatmak zor; ne kadar büyük puntolu başlık olursa olsun, tüm sayfa siyah zeminlerle kaplansın, yine de bir fotoğrafın verdiği etkiyi asla veremiyor. Herkese geçmiş olsun. Sayfaların büyük hallerini görmek için üzerine tıklayın.
Eki 14, 2011 yorum yaz
New York’ta 17 Eylül 2011 tarihinden beri devam eden bir eylem var. Wall Street’te toplanan kalabalık ‘Occupy Wall Street’ adını alan bir hareket başlattı. Bir kaç yüz kişiyle başlayan hareket virüs gibi yayıldı ve bugün sendikaların ve önemli isimlerin de desteğini alarak on binlerce kişiye ulaştı, birden çok şehre yayıldı. Polis, saldırganlık yapmayan, (en azından şimdilik) mağazaların camlarını kırıp etrafı ateşe vermeyen bu göstericilere karşı kimi zaman sert müdahalelerde bulunuyor ve yüzlerce kişinin gözaltına alınması artık normal karşılanıyor. Medyada zaten geniş yer bulamayan hareketle ilgili yayımlanan az sayıda haber de dalga geçme ve küçümseme içeriyor. Buna daha sonra geleceğiz.

BÜYÜK HALLERİNİ GÖRMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN.
Wall Street’i işgal eden bu kalabalığın veya, aslında sadece Wall Street’teki kalabalıkla sınırlı kalmayıp Avrupa’nın ve Amerika’nın diğer şehirlerine de sıçrayan gözü pek ‘occupy’ hareketinin çıkış noktası nedir? Geçtiğimiz dönemde Mısır, Libya ve Tunus gibi Arap ülkelerinde halk hareketlerine tanık olduk. Arap Baharı adı verilen bu ayaklanmalarda toplumun yegane amacı demokratik bir yapıya kavuşmak ve diktatörlerden ebediyen yakalarını kurtarmaktı. Ardından ve esnasında Yunanistan’da, İtalya’da ve İspanya’da ekonomik buhranların yol açtığı bir halk ayaklanmasına tanıklık ettik. İngiliz ve Fransız hükümetlerinin kemer sıkma politikaları da halkın tansiyonunu yükseltti… Occupy Wall Street’in ilham ve cesaret aldığı hareketler bunlar. Bir lidere sahip değiller ve internet üzerinden organize olup kitlesel bir uyanış sağlamak istiyorlar. Amerika’nın finans merkezi sayılan cadde, sosyal eşitsizlikten bıkan insanlar için temsili bir öneme sahip. Bölgede çadır kurup kamp yapıyorlar ve tüm günleri orayı işgal ederek geçiyor. Yukarıda gördüğünüz gazete, The Occupied Wall Street Journal, bu eylemciler tarafından yayımlanmaya başladı. İnternette aktif bir medya propagandası yürütüyor olsalar da, basılı gazete çıkararak bence harekete tamamen farklı bir ruh katmış oldular. Ruh katmak demişken, bölgedeki protestoculardan gazetenin tasarımındaki yapıya sirayet eden anarşizmi kastetmiyorum tabii. Gazete okurluğu entelektüel bir uğraştır ve gazeteler, okuma işine ilgi duyan, olup bitenden haberdar olmak isteyen kişiler tarafından alınır. Ayrıca, Occupy Wall Street hareketinde olduğu gibi, bir bölgede toplanmış sosyal hareketlerde online aktivite gelir geçer bir eylem olarak, basılı bir gazetenin yerini doldurmaz.
Geçmişte, yüzyıllar önceki feodal dönemde, insanların bir efendinin emri altında, o efendinin toprağında köle olarak çalışması bariz bir şekilde görülebiliyordu; bu sistem o dönemin karakteristiğiydi. Bugünkü sisteme geldiğimizde köle-efendi ilişkisini görmek biraz daha zor; hatta çok zor. İlk bakışta toplumun her bir ferdinin, özgür bir birey olarak hayatını sürdürdüğü, arzulanan o eşsiz manzara görülür… Occupy Wall Street hareketinin eylemcileri de bu manzaradan çıkma birer karakter. Ancak… Gelir dağılımındaki adaletsizliği görmezden gelip demokrasi denen uyku haline tav olmuş bireyler olarak yaşamayı reddeden, eğitim hizmetlerine para ödemek istemeyen, sağlık ve adalet gibi en temel vatandaşlık haklarından bile sağlıklı bir şekilde yararlanamayan, terörle mücadele adı altında polis ve istihbarat birimlerine ek yetkiler verilmesine itirazı olan, Amerika’nın dünyanın dört bir köşesindeki askeri operasyonlarının maliyetinin halkın cebinden çıkarılmasına tepki gösteren, insan hakları konusuna öncelik ve hassasiyet isteyen ve çevre sorunları üzerine önlemler alınmasını bekleyen, halkın sırtına ek vergilerle yüklenmek pahasına global şirketlerin menfaatlerinin hükümetler nezdinde korunmasına taviz vermeyen, toplumun yüzde 1′ini oluşturan seçkinler sınıfının karşısında her geçen gün sesinin daha da kısıldığını fark eden ‘yüzde 99′ olarak bir fark yaratmaya çalışıyorlar.
Öte yandan, Amerikan ulusal basının Occupy Wall Street hareketine yaklaşımında şaşırtıcı bir şey yok. Paranın günlük hayatta bir şeyler satın almaya başladığı tarihlerden beri iktidar güçleri ile zengin kesim arasında organik bağlar kuruldu. Basın kuruluşları da birer sermaye girişimi olarak bu oyunun içinde top çeviriyor; yani doğası gereği, sermayenin ve iktidarın yakınlarında konumlanmak zorunda. Amerika gibi, belkemiğini ekonomik dinamiklerin oluşturduğu ülkelerde, kapitalist bir sistemin sermaye açısından gerekliliğini belirtmeye lüzum bile yok. Occupy Wall Street hareketinin ümitsiz bir kıvranış olduğunu düşündüğümü sanmayın. Protestocuların amacı sosyalist bir düzen kurmak değil şüphesiz, oyunun kurallarına göre oynanmasını istiyorlar. Gelgelelim yüzyıllardır kendini geliştirerek süregelen sistemin yerine nasıl bir formül uygulanabilir? Kronik kapitalizmin içine nüfuz edip kapitalizmi kapitalizm yapan, demek istediğim, emeğin daha fazla sömürülmesi şeklinde evrilen geleneği nasıl aşabilirsiniz? Diğer bir deyişle şirketler, politikacılar ve basın kuruluşları bindiği dalı keser mi? Kolay bir soru… Kimse bindiği dalı kesmez.
Dünyanın ekonomik olarak en ihtişamlı çağını yaşıyoruz. Şu da var ki, oturduğu şehrin bir kenarında gösterişli villalara gözü dalarak işine gidip gelen insanlar, lüksün insani değerleri aşındıran sınırsızlığı karşısında nasıl oldu da kendi hayatının değersizliğine bu kadar inandı, ikna oldu? Bunca zaman sessiz kaldı? Gerçi Amerikan toplumu, geri kalmış ülkelerdeki toplumlardan daha refah içindeydi ve belki de ‘Amerikan Rüyası’ onlara ulaşmaları gereken bir hedef gösterdiği için afyon almış gibi uyku haliyle o hedefe doğru bitmek bilmez yolda yürüyorlardı. Geri kalmış ülkelerdeyse gelir dağılımı çok daha uçuk; adalet, sağlık ve eğitim sistemleri çok daha kötü olmasına karşın buna toplumsal olarak rıza gösterilmesi babadan kalma bir gelenekti. Halklar büyük darbeler almadıkça sokağa dökülmedi. Occupy Wall Street hareketi büyüyeceğe benziyor, çünkü Amerika’da bu potansiyel birikmiş halde bekliyor. Oradan da küçük çaplı eylemler olarak dünyaya yayılması mümkün. Yakın bir gelecekte Avrupa’da ekonomik çöküşler öngörecek olursak ‘occupy’ ve benzeri hareketler sanırım esas o zaman alevlenecektir.

Bu internet sitesinde ‘yüzde 99′un hikayelerine yer verilmiş. http://wearethe99percent.tumblr.com/
Burası ise kendi yayın mecraları: http://www.occupywallst.org/
Güncelleme: Immanuel Wallerstein, 15 Ekim 2011 tarihinde konuyla ilgili bir yorumda bulunmuş:
http://www.iwallerstein.com/fantastic-success-occupy-wall-street/
Türkçe çevirisi: http://homoinsurrectus.com/2011/10/16/wallerstein-kuresel-isgal-1968-hareketi-kadar-onemli/
Güncelleme: The Occupied Wall Stret Journal’ın Türkçeye çevirisi yapılmış.
http://homoinsurrectus.com/2011/10/13/occupied-wall-street-journalin-ilk-sayisi/
Ağu 16, 2011 yorum yaz

Bir web sayfası tasarlamak isteyip de, dışarıdan gördüğü manzaranın gözünü korkutmadığını söyleyen kişilere ender rastlanır. İyi birer grafik tasarımcı olmalarına rağmen pek çok kişi, bu alana mesafeli durur çünkü yaptıkları tasarımı web sayfasına dönüştürmek için yazmaları gereken kodlar ve başka teknik bilgiler, önlerinde dikilen bir duvar gibi onları kısıtlar. Photoshop veya InDesign gibi, doğrudan hedefe ulaştıran bir platform arzusu içindedirler. Başka bir deyişle, WYSIWYG sistemli çalışan programlara ihtiyaç duyarlar. WYSIWYG bir bilgisayar terimi olarak kullanılıyor. ‘What You See is What You Get’in kısaltması olarak…
Sonuç: Ve daha sonra Adobe, kodla işi olmayan bu yetenekli grafik tasarımcıları düşünerek bir yazılım geliştiriyor. Söz konusu yazılım Muse. Şu an beta sürümünün duyurusu yapıldı ve ücretsiz olarak indirip denenebiliyor. Muse ile tanışmak için: http://muse.adobe.com/
Şu soruyu sormamak için bir neden göremiyorum: Neden bu kadar geç kalındı?
Ağu 14, 2011 yorum yaz

Varlığını tipografik görselleri bulup paylaşmaya adamış bir blog. İlham verici.
Tem 10, 2011 yorum yaz



İstanbul Modern Sanat Müzesi, 3 Ağustos 2011 tarihinden itibaren 1 ay süreyle Steve McCurry’nin fotograf sergisine ev sahipliği yapacak. Sergi şu yönüyle önemli; elbette mekanik fotograf makinelerinde kullanılan filmlerin üretiminin ve banyosunun durdurulacağı günün yaklaştığını görmek için kahin olmaya gerek yoktu. Buna rağmen Kodak firması, ‘Kodachrome 64′ filminin üretimini 2009 yılında durdurduğunu açıklayınca, bu filme tutkuyla bağlanmış eski fotoğrafçılar hüzne boğulmuştu. Söz konusu filmin 74 yıllık bir serüveni olduğunu göz önüne alalım. 1985′te National Geographic’in kapağında yer alan Steve McCurry’nin dünyaca ünlü fotografı ‘Afgan kızı’ da bu filme çekilmişti. McCurry şunları söylüyor: ‘Kodachrome was my mainstay film, the film I used for 30 years. I have about 800,000 Kodachrome transparencies in my archive. It was probably the greatest film ever made.’
Sergiye dönecek olursak, Kodak, Kodachrome filminin üretilen 36 pozluk son makarasını Steve McCurry’ye verir. 3 Ağustos 2011 tarihinden itibaren, McCurry’nin bu film üzerine çektiği fotograflar ve bir belgesel, sergiye gelenleri bekliyor olacak…mış. İstanbul Modern’de.
Haz 21, 2011 yorum yaz

Fonksiyonel tasarım anlayışının önemli isimlerinden biri olan Dieter Rams, 30 yılı aşkın süredir Braun firmasında ürün tasarımı biriminin patronuydu. 20 sene önce oradan emekli olmasına rağmen, bugün dünyanın pek çok yerindeki müzelerde sergilenen unutulmaz tasarımları sayesinde adı hala Braun firmasıyla anılıyor. Rams’ın, Apple’ın ürün tasarımı bölümünün başındaki isim olan Jonathan Ive’a bazı tasarımlarda ilham kaynağı olduğu da biliniyor. Milyonlarca satan iPod bunlardan biri mesela… Rams’ın 10 maddelik tasarım prensipleri yalnızca tasarımcılar tarafından değil, üreticiler ve müşteriler tarafından da dikkate alınmalı.
Az evvel ‘tasarımcı’ kelimesini kullandım; ancak Dieter Rams, ‘Gestalt-Ingenieur’ ifadesini tercih ettiğini söylüyor: ”I am troubled by the devaluing of the word ‘design’. I find myself now being somewhat embarrassed to be called a designer. In fact I prefer the German term, Gestalt-Ingenieur. Apple and Vitsoe are relatively lone voices treating the discipline of design seriously in all corners of their businesses. They understand that design is not simply an adjective to place in front of a product’s name to somehow artificially enhance its value. Ever fewer people appear to understand that design is a serious profession; and for our future welfare we need more companies to take that profession seriously.”
Aşağıda The Telegraph’ın bir haberine bağlantı adresi verdim. Güzel bir okuma olduğunu sanıyorum: http://www.telegraph.co.uk/technology/apple/8555503/Dieter-Rams-Apple-has-achieved-something-I-never-did.html
BU SAYFADA
KATEGORİLER
AYLIK ARŞİVLER
HARİKALAR DİYARI
Antonin Kratochvil
Portraiture | Ed Kashi
Cheyenne River | Emily Schiffer
Magnum Photos | Richard Kalvar, 1982
Magnum Photos | Martine Franck, 1995
Magnum Photos | Josef Koudelka, 1977
PhotoForum | Aldo Signorelli
Magnum Photos | Philippe Halsman, 1950
New York Public Library | Execution Wall, 1899
Chambre Noire | Thierry Nectoux
New York City, 1960'lar | Bill Biggart
Boris Svartzman Portfolyo
Adam Ferguson'un 'AIDS: Cambodia's Next Generation' konulu hikayesinden bir kare
Fotokritik | Erdal Kinaci
Carey Nash Portfolyo
deviantART | Celil
Stuart Franklin Portfolyo
Magnum Photos | David Seymour, 1948
Eric Perriard Portfolyo
Chuck Close
Free | Elaine Vallet
Michal Giedrojc Portfolyo
Photo Galaxy | Joeri Arion
Fotoblog | lesparticulesetranges.com
Thomas Mayer. Stock | Portfolyo
deviantART | Diana Rikasari a.k.a poop-art